More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  DJAMiRProfileFriendsBlogMore Tools Explore the Spaces community

DJAMiR

HER SEVGİ ÇOCUKKEN SEVİLMEYE HAZIR BİR BEBEKTİR YETİŞKİNLİĞE ERDİĞİNDE KOKMAYA HAZIR BİR MEYVEDİR (DJAMİR)

Xbox Live Recent Games

The user has not played any Xbox games yet.
10/12/2008

DeNiZiN DaLGaSı


 

 
 
 
 
  
 

öկlε ﻨçﻨოժεรﻨռ ĸﻨ...
Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların...
Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın...
Yani öylesine, o kadar bensin ki...
Ah nasıl anlatsam...
Kelimeler eksik, kelimeler yaralı...
Kelimeler cılız...

 Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu...

Çok başka bir şey...

Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan?
Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken?
Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Dedim ya, başka bir şey bu...

 

Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde...
Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar...
Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni.
En derinlerde tuttum...

Bana sakladım...

Derine, hep daha derine...
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım...
Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar...
Kendimi oradan oraya vurmam...

 Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam...
Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim...
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç

tükenmeyen sular sızıyor...

 Tutunamıyorum...

Renklerim, gün içinde değişiyor...

 Soluyorum, soğuyorum...
Güneş ulaşmıyor içerilerime...

 Küfleniyorum, yaşlanıyorum...
Yalnızlıklar peşimde...

 Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme... Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu...
Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum...

 Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum...

 Yollar, gitgide uzadı ve karıştı...

Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var...
Ah onun ne olduğunu biliyorum...

 Sonu sana geliyor her cümlenin...
Her şeyin başında, içinde ve sonundasın...

Bu değişmiyor...
Öyle içimdesin ki...

 

 Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün...
Çok mutluydum...

Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım...

 “Yine zamansız yağmurlar” dedim..

 “Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları” dedim...
“Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek,

söylemeyecek misin?” dedim.
Çok uzun bir mektup oldu..

Başından sonuna kadar okudum da neler yazmışım diye merakımdan...

mektup cebimde...
cebim yüreğime yakın..
yüreğim sende..

sen yüreğime yakın...
öyleyse mektup sende..!

O KADAR İÇİMDESİN İŞTE..!


 

 
 
  

 

คภılคг öקtü ๔ย๔คкlคгı๓ı

sesi soluğu kesilmiş bir aşkın ortasından yürüyoruz...
acılarımızı saramayacak kadar uzağız artık...

kirpiklerimizde beslenen düşler...

yeni doğacak sevgililere miras,düşünüyorum da,
belki biz sevgiyi değil, hep ayrılığı büyüttük seninle...
çıplak bedenlerimizden akan özlemler yanılttı bizi...
yağmur yağarken anımsadığın ben değil, yalnızlığındı belki de...
ve ben yalnızlığını bile özledim desem,
beni duyamayacak kadar sessizsin artık...

nakaratındayım anıların...
beni bu gece dehlizlere sürükleyen Timur Selçuk,
babasının şarkılarını söylüyor...
öyle hüzünlü, öyle hasret, öyle tutkulu ,ben de senin şarkılarını söylüyorum...
is gibi...

 sus gibi...

öyle vurgulu...
kaçırıp getireyim kendimi yanına bir an için desem,
sana sarılamayacak kadar yorgunum artık...

dağınıklığını toparlarken odamın,
elimde kaldı bir kitabın içinden düşen resmin...
göz göze geldik bir an...
gözlerinde 'seni seviyorum' bakışın
kara çalılar ardına saklanan sinsi bir isyan kaşıdı yüreğimi...
resimlerde kalacak kadar yabancı değildik o zaman...
her şeyden önce dostumdun...
ıslak hüznümü bile varlığınla gülümsetebildiğim...
şimdi gözlerinde yeniden kulaç atmak istiyorum desem,
mavilerinde yüzemeyecek kadar bitkinim artık...

nerede yanlış yaptığımı itiraf etmedi aşk...
ilam kağıtları birikmiş bir sevda duluyum...
şarkıların sakiliğini tek başıma yapıyorum...
rakı makamına göre kadehe doluyor...
bilirsin işte, artık sevmek istemeyen kadınlık halleri...
an geliyor, kalbim kanatlanıp göğüs kafesine girmek istiyor desem,
semalarında süzülemeyecek kadar yaralıyım artık...

ağdalı sevdim seni ama yapışkan değil...
sevmek çekip gitmekti gerektiğinde, bunu bildim...
sadece şiirlerimde konuşabildim, bağıra çağıra...
kızdın ve kırıldın sitemlerimin tavşan dudaklarına belki ama...
sevdim seni, ayazda boranda...
ah o sadekâr ellerin bedenime yeniden dokunsa desem,
ellerini bedenimde tutamayacak kadar titriyorum artık...

bir kedi gözlerimin içine baktı...
ruhumdan bir deniz geçti, dalgaları göğsüme çarpttı...
antika bir fincanda iç çekişlerim kaldı...
gül kurusu perdeler, mutluluğuma kapandı...
anılar dudaklarımı öptü, dudaklarım sızladı...
çok zaman sonra sen de öp beni desem,
öpüşlerimiz bizi yakacak kadar sıcak değil artık...

ve sen, her şeye rağmen gelip, 'seni seviyorum' desen,
bu iki kelimeden ölesiye korkuyorum artık..

  

∂υуgυℓαяıм çıℓgıη¢α ѕσуυηυя ѕαηα

Ne zaman düşünsem..!
Duygularım çılgınca soyunur sana
Tenim direnir unuttuğum sıcaklığına

 

Gözlerin düşünce aklıma
Sarhoş eder İstanbul'un denizi

 

Tüm düşlerim sana yaslanır
Kızıl bir güneşle sevişircesine yanarım
Adın ıslak bir şarkı olur dolanır dilime
Ansızın uyanınca rüyamdan
Ağlar sevdam kuruyan dudaklarımda

Ve ben...!
Uslanmaz bu sevdanın
Utangaç uçarı talebesi
Ne zaman düşünsem
Duygularım çılgınca soyunur


 

 
 
  
SENİ ÇOK SEVMİŞTİM BE   SEVGİLİ
 
Kanıyorum. Damla damla döküyorum sevgimi. Şimdi geçtiğim tüm sokaklarda benden bir parça saklı. Sahipsiz ve yıpranmış… Damla damla döküyorum yalnızlığımı. İşte bu kısa hayatımda sadece benim olan iki şey sevgim ve yalnızlığım. İkisini de özgür bırakıyorum. Enkazın altında kalan bir küçük bedenin korku dolu hıçkırıkları sindi gözlerime. Hissetmiyorum bedenimi. Bir yerlerimde kırık birkaç parçam var ama ne yapmalıyım bilmiyorum. Uyuştu ellerim, titriyorum. Olabildiğine hızlı izlemeye çalışıyorum gözümün önüne gelen gözlerini. Tıka basa doymak istiyorum bir türlü doyamadığım gözlerine. Sessizlik hâkim burada. Ben sustuğum zaman dünyada susuyor. Kendi gürültümün içinde arıyorum kurtuluşu aylak aylak.

Restore edilmez bu yürek. Birleştirmemek üzere dağıttım dünyamı. Bu yıkık dökük duygular reddedilişlerimin eseridir. Eskiyi tekrar yaşamamak için dağıttım dünyamı. Ve kanıyorum. Damla damla döküyorum sevgimi. Bak sahip çıktım açtığın yaraya da. Engel olmadım, kendi haline bıraktım. Ve kanıyorum. Kutsal bir emanetmiş gibi koruyorum onu. “Hayır”larınla açtığın yaraya sarılıyor ürkek bedenim ayaz vurunca küçük odama.

Şah damarım attı savurdum elime ne geçtiyse küflü duvarıma. Kazımaya çalıştım, silinmedi alın yazım. Keyfime göre bir kader bulamadım yaşayacak. Çok küfür ettim aksimin yüzüne baka baka. Tabuta sığar mı toplasam tüm günahlarımı? Eleştirildim ben hep. Onlara göre yanlış yapmışım bu kadar üzerine düşmekte. Israrcı davranışlarıma bağladılar bu yalnızlığımı. “Seni seviyorum” değişlerimin eseriymiş bu kutsal emanet. Ve kanıyorum. Damla damla döküyorum sevgimi. Kirli ruhların, kendini beğenmiş tavırlarına peşkeş çekildi ucu yanık kalbim. Sevgimi anlamaya yetmedi birçoğunun paslı beyinleri. Söylesene sendemi anlamadın beni?

Acıttın be sevgili. Bir sabah baktım ki gitmiş umutlarım. Neyi var neyi yok her şeyini alıp gitmiş. Arkansında hayal kırıklıklarımı bırakıp gitmiş. Tıpkı sen gibi, hayallerim gibi… Canım acıyor. Ne olur seni sevmem olmasın bu yalnızlığın nedeni. Gidişlerinin nedeni sevgim olmasın. Kaç tövbe ört pas eder yaptığım yanlışları? Bir çukurda sen açtın çıktığım bu sevgi yoluna. Tökezliyorum. Ve kanıyorum. Damla damla döküyorum yalnızlığımı. Kaç adak seni geri getirebilir ki bana?

Seni çok sevdim be sevgili.

Şimdi farklı bir sen var düşlerimde. Hayallerimde sahip olmadığın mükemmelliğin var. İlahi bir ışık hâkim çehrene. Tuvale sığmaz ki bu sevgi resmini çizebileyim aşkın. İçime sığmaz ki sevgim oturup bir çırpıda gazele bağlayayım duygularımı. Şimdi sana ait olmayan bir sevgi var içimde. Hayalimdeki sana duyduğum sevgi. Sana ait değil döktüğüm bunca gözyaşı. Sana ait değil. Ben sana ait değilim.

Seni çok sevdim be sevgili.

Kaz kuyularını, talibi benim sensizliğin. Unutulmuş bir kanyondan geçmeye çalışan kervanın ta kendisiyim ben, tahriklerime cevap ver. Çık gel sığındığın sessizlikten. İzle bedenimden süzülen kanın izlerini. Damla damla döküyorum sevgimi ben. Çık gel sessizliğinden.

Sahip çıktım “hayır”larınla açtığın yaraya. Son sözümde sen oldun biliyor musun ilk sözüm olduğun gibi. Ve seninle öldüm tıpkı seninle doğduğum gibi. Kanıyorum damla damla döküyorum yalnızlığımı.

Seni çok sevmiştim be sevgili…
 

YaNLıZ DaLGa


http://spaces.msn.com/members/arzucetin/

 

 

 

"Kozanın içi karanlık, zaman zaman hiç çıkış yokmuş gibi görünebilir.

Aslında tırtıl artık kelebek oluyor.

Duraklama artık özgürlüğe dönüşüyor.

Derin değişim böyle bir şeydir işte.

Hayatını şimdiye kadar yönetmiş olan içsel hükümetin yerine

yeni bir rejim gelmiş gibi hissediyorsun.

Bir ihtilal başladı.

Yeni inançlar biçimleniyor.

Dünyanın işleyişine dair yeni anlayışlar oluşuyor.

Korkular serbest bırakılıyor ve aşılıyor.

Kişisel özgünlüğe daha büyük bir adanmışlık gerçekleşiyor.

Hayatımızın geçiş dönemleri

her zaman en zengin dönemlerdir.

Işığa doğru ilerliyorsun.

Karanlıklar geçecek.

Kelebek geliyor.

Tırtıl ebediyen o kozada kalamaz.

Vakti geldiğinde kelebek çıkmak zorunda.

Doğanın saati senin saatinle paralel değildir."

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

       http://spaces.msn.com/members/arzucetin/

 

  

 

 

 

Bilmezdim Sevgininde Bir Rengi Olduğunu 

An olur, deli sevdamın suskunluğunu yüklenirim bir başıma.
An olur, buluşur yüreklerimiz en masum sevda yollarında.
Umut ki, bitivermiş daha yolun en başında...
Ne yolumdasın ne yolsun sen bana...
Bilmezdim ışıksız yollarda umuda kavuşmanın yorgunluğunu,
Bilmezdim, umudun bir rengininde siyah olduğunu.

Gece olur, en parlak yıldıza takılır dalar gözlerim...
Gece olur, aniden kayar gider yokluğuna yıldızım.
Gölgen ki, düşüvermiş kalbime..
Ne yakınsın ne uzaksın sen bana.
Bilmezdim hayalinin aynalarda da konuştuğunu...
Bilmezdim, gözlerinin gökyüzünde de durduğunu.

Gün olur, buz dağından kopan bir buz parçası kadar soğuk,
Gün olur, ısıtır evrenimi güneşimin içime çizdiği ufuk...
Sevgin ki, yakıvermiş ateşiyle,
Ne sıcaksın ne soğuksun sen bana..
Bilmezdim sevginin de ateşten bir gül olduğunu..
Bilmezdim, gökkuşağınında çiçek gibi solduğunu.

Mevsim olur, damarlarımda dolaşan kan cehennem sıcağında kavrulur.
Mevsim olur, yüreğimde kopan fırtınalar kızgın çöllere savrulur.
Şefkatin ki, sarıvermiş ruhumu...
Ne ellerindeyim ne ellerimdesin sen bana
Bilmezdim yağmurun suyuda hasretiyle kuruttuğunu,
Bilmezdim, çölde gezinen yaralı bir ceylanı yüreğinden vurduğunu...

Neşe olur kahkahalarla ağladığıma güler geçerim...
Neşe olur, mutluluğu martıların sesinden dinlerim.
Gülümseyiş ki, dönüvermiş hıçkırığa içimde...
Ne yalansın ne doğrusun sen bana...
Bilmezdim bir gülümseyişin kadehlerde gözyaşı sunduğunu.
Bilmezdim, dudaklar gülümserken yüreğe kan dolduğunu.

Son olur, ayrılık heceleri bir bir kıyıya vurur...
Son olur, sözler biter şiirler nağme nağme konuşur.
Adın ki şiir oluvermiş dudaklarımda,
Ne aşkımsın ne canımsın sen bana.
Bilmezdim her aldığım nefeste ölümü soluduğumu,
Bilmezdim, canımsın dediğim minik kuşumun kafesinden kanatsız uçtuğunu...

 

  http://spaces.msn.com/members/arzucetin/

 

 

 http://spaces.msn.com/members/arzucetin/

 

 

 

 

 

"...Bir kadını aglatırke